ÇEKİŞMELİ ALACAK DAVASI AÇISINDAN ZORUNLU ARABULUCULUK
GİRİŞ
15 Mart 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “7101 sayılı İcra ve İflas Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına hakkında kanun” ile İflas Erteleme Hükümleri yürürlükten kaldırılmış ve bu değişiklik ile aynı kanunun 285 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan “konkordato” nun kapsamı genişletilmiştir. Konkordato, borçlu olan kişinin kendinden alacaklı olanlara, kanun hükmünde yer alan şartlar kapsamında ticaret mahkemesi aracılığıyla yaptığı borç ödeme teklifinin, kaydedilmiş olan alacaklıların ve alacakların yarısını veya kaydedilmiş olan alacaklıların dörtte birini ve alacakların üçte ikisini, aşan bir çoğunluk tarafından kabul edilmesi ile hayat bulmaktadır. İcra İflas Kanunu 288. Maddeye bakıldığında konkordatoya hazırlık aşamasına dair hükümlerin yer aldı görülmektedir. Söz konusu madde kapsamında çağrı yapılan alacaklılar alacaklarını bildirmekte ve borçlu da bu alacakla ile ilgili olarak İİK 300. Madde kapsamında beyanda bulunmaktadır. Borçlu bu beyanıyla bazı alacakları kabul ederken bazı alacaklara itiraz edebilmekte, kabul edilen alacaklar proje kapsamında yer alırken itiraz edilen alacaklar ise çekişmeli hale gelmektedir. Çekişmeli hale gelen ve konkordato projesi dışına çıkarılan alacaklar açısından İcra İflas Kanununda alacaklı kişi için dava açma hakkı tanınmıştır. Kanunun 308/b maddesinde düzenlenen bu hak kapsamında, Alacakları itiraza uğramış olan alacaklılar, tasdik kararının ilânı tarihinden itibaren bir ay içinde dava açabilirler. Bu davanın sonucunda alacaklının talebi reddedildiğinde borçlu için, kabul edildiğinde ise alacaklı açısından bir menfaat sağlanacağı şüpheden uzak olmakla, dava açılmadan önce TTK 5/A gereği Dava Şartı Zorunlu Arabuluculuğa tabi olup olmadığı tartışma konusu olmakla, bu çalışmanın konusunu da bu tartışma oluşturmaktadır.
İİK 308/b KAPSAMINDA AÇILACAK OLAN DAVANIN HUKUKİ MAHİYETİ
İcra İflas Kanunu 308/b maddesi kapsamında açılacak olan çekişmeli alacak davasının tespit davası mı yoksa eda davası mı olduğunun belirlenmesi önem arz eder. Çalışmamızın konusu açısından bakıldığında da bu ayrım belirleyici olmaktadır. Yine çekişmeli alacaklar hakkında açılacak davanın türünün hukuki mahiyetinin belirlenmesi dava sonuçlandığında açıklanan hükmün infaz ve icrası için kıymet teşkil eder. Çekişmeli alacak davasının eda davası mı yoksa bir tespit davası mı olduğu hususunda farklı görüşler bulunmakla beraber ağırlıklı olarak bu davanın bir eda davası olduğu yönünde fikir birliği bulunmaktadır. İsviçre Hukuku açısından değerlendirdiğimizde çekişmeli alacak davası bir tespit davası olarak değil eda davası olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu davada alacaklı konkordato süreci içinde itiraz uğramış olan alacağının maddi hukuk bakımından varlığını genel hükümler çerçevesinde ispat ederek bir eda hükmü almak istemektedir. Elbette her eda hükmünde olduğu gibi bu hüküm aynı zamanda alacağın varlığına yönelik bir tespiti de içerecektir. Ancak burada normal alacak davalarında olduğu gibi dava sonunda verilecek karar aynı zamanda tahsil hükmünü de içerecektir.[1]Bu açıdan bakıldığından son tahlilde bu dava bir eda davası niteliği taşımaktadır.
SORUNUN ÇÖZÜMÜNDE BAŞVURULACAK YARGI KARARLARI
İcra İflas Kanunu 308/b maddesinde yer alan çekişmeli alacak davasının hukuki mahiyeti itibarı ile bir eda davası olduğuna karar verilmesi ile birlikte karşımıza söz konusu davanın Türk Ticaret Kanunu 5/A maddesi ile getirilen dava şartı zorunlu arabuluculuğa tabi olup olmadığı sorunu çıkmaktadır. Söz konusu dava açılmadan önce TTK 5/A kapsamında zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulması gerektiğini belirten Bölge Adliye Mahkemesi Kararları mevcut olduğu gibi, bu yola başvurmaksızın çekişmeli alacak davası açılabileceğine hükmeden Bölge Adliye Mahkemesi kararları da bulunmaktadır. Örneğin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13.Hukuk Dairesi, arabulucuya başvurulmaksızın açılmış olan bir çekişmeli alacak davasında yerel mahkeme tarafından dava şartı yokluğu sebebiyle verilmiş olan red kararını yasaya ve usule uygun bulmuş ve istinaf başvurusunu reddetmiştir. [2] BAM dairesi vermiş olduğu kararın gerekçesinde, çekişmeli alacak davası olarak Ticaret Mahkemesinde açılan davada, ticari davalarda arabulucuya başvurunun dava şartı olarak düzenlendiği TTK 5/A hükmünde yer alan hükme aykırı davranıldığı belirtilmiş ve yine 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A-2 maddesine göre davanın, dava şartı yokluğu reddedilmesinde hukuka aykırılık olmadığı belirtilmiştir.
Yukarıda emsal olarak verilen ve çekişmeli alacak davası açılmadan önce dava şartı olan zorunlu arabuluculuk yoluna gidilmesini dava şartı olarak kabul eden BAM kararının aksine, söz konusu dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuk yoluna gidilmesine gerek olmadığına hükmeden BAM kararları da mevcuttur. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11.Hukuk Dairesi çekişmeli alacak davasının dava şartı olarak arabuluculuğa tabi olmadığına karar vermiştir. BAM ilgili dairesi bu kararın gerekçesinde ise çekişmeli alacak davasının kökünde borçlunun, alacaklının alacak bildirimine itirazın yattığını, konkordato sırasında alacağını bildiren alacaklıya itiraz eden borçlunun söz konusu alacağı arabuluculuk görüşmesinde alacağın varlığını kabul etmesinin ise çelişki oluşturacağını belirtmiştir. BAM ayrıca çekişmeli alacak davasının niteliği itibarı ile çekişmeli alacağın var olup olmadığının tespitinin ve mahkeme tarafından onaylanacak olan konkordato projesinde yer almasının istendiği bir dava olduğuna da gerekçesinde yer vermiştir. [3]
Görüldüğü üzere her iki Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararlarda, çekişmeli alacak davasının arabuluculuğa tabi olup olmayacağı konusunda iki farklı karar verilmiştir.
Konuya ilişkin olarak Yargıtay kararlarına baktığımızda ise Yargıtay’ın Antalya BAM ile uyumlu şekilde kararlar verdiği ve çekişmeli alacak davasının dava şartı zorunlu arabuluculuk sürecine tabi bulunmadığı kanaatinde olduğu görülmektedir. Yargıtay’ın bu görüşünün temelinde, söz konusu davanın konkordato hukuku bakımından değerlendirilmesi gerektiği yatmaktadır. Yargıtay konkordato sürecinde alacaklıların ancak mahkeme tarafından tasdik edilmiş proje kapsamında bu alacaklarına kavuşabildiklerini ve bu projenin alacaklılar ve konkordato borçlusu arasında bir anlaşma olduğunu belirtmiş, çekişmeli alacağın arabuluculuk görüşmesine konu olması durumunda ise tarafların konkordato projesinden farklı olarak bir anlaşma düzenleyebileceklerini ve bu anlaşmanın da taraflar açısından bağlayıcı olacağından bahisle, konkordato projesinden farklı şartlarda yapılmış bu anlaşmanın diğer alacaklıların haklarını zedeleyeceğini ve eşitliği ortadan kaldıracağını ifade etmiştir. Yargıtay 5 ve 6. Hukuk daireleri tarafından verilen bu kararlarda ayrıca arabuluculuk görüşmeleri sonucunda bir anlaşmaya varılması durumunda, onaylanmış konkordato projesinden farklı ödeme koşullarının oluşmasının “konkordatonun tüm alacaklılar için mecburi olduğu” ilkesine aykırı olacağı da belirtilmiştir.[4]
SONUÇ
Konkordato sürecinde, borçlunun alacaklıların bildirimlerine karşı İİK 300. Madde hükümlerine göre yapmış olduğu itiraz beyanı ile alacaklıya bu itiraz hakkında hukuki başvuru yolu tanıyan 308/b maddesinde düzenlenen çekişmeli alacak davasının niteliği itibarı ile bir eda davası olduğu konusunda herhangi bir şüphe bulunmadığı açıktır. Bununla birlikte söz konusu dava açılmadan önce, Türk Ticaret Kanunu 5/A maddesinde düzenlenen zorunlu dava şartı arabuluculuk başvurusunun dava şartı olup olmadığı hususunda farklı BAM kararları olsa da Yargıtay’ın vermiş oldu kararlarla çekişmeli alacak davasının dava şartı olan zorunlu arabuluculuğa tabi olmadığı görüşü ağırlık kazanmaktadır. Kanaatimizce de İİK 308/b maddesinde düzenlenmiş olan çekişmeli alacak davası, TTK 5/A kapsamında kalan bir dava değildir. Özellikle İcra İflas Kanunu 308/c-II maddesinde yer alan “Bağlayıcı hâle gelen konkordato, konkordato talebinden önce veya komiserin izni olmaksızın mühlet içinde doğan bütün alacaklar için mecburidir.” Hükmü açısından değerlendirdiğimizde, çekişmeli alacak davasından önce dava şartı olarak arabuluculuk görüşmelerinin yapılmasının bu ilkeye ve genel olarak konkordatonun kendine has sürecine aykırı olacağı tartışma dışıdır. Dava açılmadan önce yapılacak arabuluculuk görüşmelerinde tarafların alacağın ödenmesi konusunda anlaşmaları durumunda, konkordato projesinden farklı bir ödeme koşulunun hayata geçeceği ve bu durumun mahkeme kararıyla tasdik edilmiş projede yer alan diğer alacaklılar için menfaat ihlaline sebep olacağı açıkça ortadadır.
[1] Albayrak,Hakan/Bulut, Esra: “Konkordatoda Çekişmeli Alacaklar Hakkında Dava” Adalet Dergisi, 2022/1, S.68 s.466
[2] İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi, E: 2021/307, K: 2021/336, T: 18.03.2021 (Kazancı İçtihat Bankası)
[3] Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, E.2021/1566 K.2021/1491, T.15.09.2021
[4] Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E.2022/7830 K.2022/14067, T.17.10.2022; Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E.2021/4402 K.2022/1359, T.14.03.2022
Yorum yaz